» Altınçağ - 2012

“NE MUTLU SIRLAR ÖĞRETİMİNDEN GEÇMİŞ KİŞİYE O KİŞİ,HAYATIN KAYNAĞINIDA BİLİR,HEDEFİNİDE”

Vaat edilen çağ geliyor. Ancak binlerce yıl önce söylenmiş olduğu gibi bu geçiş hiç de kolay olmayacak. Kitaplardaki şifreler ve eski kehanetler hep aynı şeyleri söylüyor.
2010’dan sonrasına dikkat!..Asıl değişim 2012 den sonra!...
İncil’in Yuhanna Bölümü, işte bu sözünü ettiğimiz günlerle ilgili çok önemli kehanetler içermektedir. Bu biliniyordu. Ama bu anlatılanların tarihsel karşılıkları yakın zamana kadar anlaşılamamıştı. Bu tarihsel karşılıklar hem Kur’an’ın şifresinden, hem de Tevrat’ın şifresinden çıkmış bulunuyor. Bundan çok kısa bir süre önce ortaya çıkan bu sonuçlar, Mayaların kehanetini’de , Nastradamus’un beklenen kehanetlerini’de doğrulamaktadır.Mayalara göre 2012 zamanların sonuydu.
Tevrat Daniel bölümü;(Bap/12/9) “Git daniel, çünkü sonun vaktine kadar bu sözler saklı ve mühürlüdür.”denmektedir. İçinde bulunduğumuz dönem” zamanların sonu,”olarak nitelendirilmektedir.
Dünyamız 21 Aralık 2012 yılında “Vaat edilen Çağ”-
“Nirvana”—“Aydınlanma Çağ’ı”da denilen “Kutsal aynalar holüne” girecek…
Şu an itibariyle Dünyamızın manyetik alanı 200 km kaymış, Dünya’mızın nabız atışı olarak kabul edilen manyetik frekans(Schumann Rezonansı)da 8,1 den 12,1 yükselmiş, yükselmeğe devam etmektedir. Dünyamızın nabız atışı 13’e gelince Dünyamız ve güneş sistemimiz saatte 208800 km süratle foton kuşağına girecektir
Foton kuşağı simit gibi bir daire,çapı 2000 ışık yılı olan dev bir gök fenomeni’dir..Yüksek frekensta ve buna bağlı ölçekte çok yüksek enerjide fotonlardan oluşan ışık kümesidir.
Foton kuşağı’na Dünya’mız güneş ve ay’dan sonra gireceğinden 6 gün boyunca karanlıkta kalacaktır...

Bu 6 gün boyunca aşağıdaki olaylar olacaktır.

1.gün: 21 Aralık 2012’de kör bölgeye giriş, tüm canlıların beden tipinin değişmesi, hiçbir elektrikli aygıtın çalışmaması, tam karanlık.
2.gün: Atmosfer basıncının düşmesi, herkesin kendisini şişmiş hissetmesi, Güneş’in yeterli ısıtamaması, Dünya ikliminin soğuması(Buzul çağ soğukları).
3-4.gün: Atmosferin şafak vakti gibi sönük bir ışıkla aydınlanması, Foton etkisinin başlaması, Foton enerjili aygıtların çalışabilir hale gelmesi, yıldızların yeniden gökyüzünde belirmesi.
5-6.gün: 24 saatlik gündüz devresine giriş, kör bölgeden çıkıp ana Foton kuşağına giriş. Tüm canlıların güçlenip, zindeleşmesi, Dünya ikliminin ısınması, Foton ışınıyla çalışan gemilerin uzayda yolculuk yapmaya başlaması, telepati, telekinezi gibi psişik yeteneklerin ortaya çıkışı,(Uyanış-Süper bilinç.).

6 gün karanlıktan önce Dünyada, Depremler, su baskınları, volkanik patlamalar, ciddi yaygın hastalıklar olacak…

6 gün karanlıktan sonra Dünyada,

Kendiliğinden ozan deliği onarılacak ve tüm yaşam 3.boyuttan 5. boyuta geçecek. İnsanlar 2 sarmallı DNA’ları ikişerli olarak bir araya gelerek 12 sarmallı bir DNA’ya sahip olacaklar. Bu olay sırasında tüm insanların CHAKRA’ları açılacak, duyguları ve algılamaları artacak.Herkes bir birinin düşüncelerini okuyacak.Bu durum önceleri bir kaosa neden olacak,fakat daha sonra herkes bir düşünce birliği halinde bir araya gelerek önyargının,yalanın, ve kötü düşüncelerin olmadığı bir ortama geçilecek.İnsanlar bir birlerinin AURA’larını görebilecekler.İnsanlarda hiç bir hastalık kalmayacak.İnsanlar kendilerini ve bir birlerini tedavi edebilecekler…

Fiziksel olarak 2000 yıl sürecek olan bu olay sonrasında foton kuşağı güneş sistemimizi terk edecek.

Foton kuşağı ilk kez astronom Edmund Halley (1656-1742) tarafından Pleides takımyıldızlarını kuşatan gazımsı bir kuşak olarak gözlendi.(Halley kuyruklu yıldızını keşfeden astronom)
Fredrich Wilhelm Bessel ise foton kuşağının dönüş hızını keşfetti.(Her bir yüzyılda 5,5 derece saniye).Jose comas sol Pleides takımyıldızlarındaki güneş sistemini keşfetti. Paul ottu Hesse foton kuşağının kalınlığını saptadı(2000 ışık yılı).

Güneş sistemimiz her 26000 yılda bir pleides çevresinde bir tur dönmektedir. Yani, yaklaşık her 11000 yılda bir güneş sistemimiz bu foton kuşağının içine girer. Foton kuşağı içerisinde güneş sistemimizin yolculuğu 2000 yıl sürer. Foton kuşağının içinden çıktıktan sonra tekrar foton kuşağına girmek için
11000 yıl geçmektedir.

Foton kuşağının kendisininde AURA’ları vardır. İlk Auro katmanına(Enerji seviyesine) 1962 yılında Dünyamız(ve tüm güneş sistemimiz girmiş durumda.2.enerji seviyesine ise 1987 yılında girdi.3.enerji seviyesine ise 2012 yılında girecek.
John Major Jenkins, Maya Takvimi’ndeki 2012 son-tarihini incelerken, Mayaların galaktik evrenbilimlerinin şifresini çözdü. Mayalar, günümüz bilimcilerine şaşırtıcı gelecek bir şekilde Güneş’in, Samanyolu Galaksisi’nin merkezi ile uzun dönemlerde hizalandığını ve bunun sonucunda yeni bir çağın başladığını söylüyorlardı. Daha da ilginci, modern bilim tarafından yalnızca yakın bir zamanda keşfedilen presesyonu hesaplamışlardı. Mayalar, presesyonun, tam olarak 26000 yılda bir, büyük döngüsünü tamamladığını söylüyorlardı. Günümüz astrofizikçileri, yakın bir zamanda galaksimizin merkezinde bulunan kara deliğin dünyaya olan uzaklığını 26000 ışık yılı olarak hesapladılar. Bu hesap, Mayaların M.Ö. 24000 yılında başlayan içinde bulunduğumuz çağın, tam olarak M.S. 2012 yılında biteceği yolundaki hesaplamalarına şaşırtıcı bir şekilde benzemektedir. Yaklaşık 26000 yıl önce galaksimizin merkezinden yola çıkan ışık/enerji çok yakın bir zamanda dünyamıza ulaşacaktır ve Mayalar bu tarihin tüm insanlık ve dünya için büyük bir değişimin yaşanacağı çağ olacağını söylemektedirler. “…Maya Yaratılış efsanesi Popol Vuh, zamanın son tarihini astronomik bir bilgi olarak kendi içinde şifrelemekte ve bu zamanın büyük bir dönüşüm çağı olacağını söylemektedir. Şöyle bir etrafınıza bakın; gerçekten de büyük bir dönüşüm çağını yaşıyoruz. Uzay uçuşları, bilgisayarlar ve son derece karmaşık veri teknolojisi... Bunların hepsi de son elli yılda ortaya çıktılar... Bir anlamda zaman hızlanmaktadır. 2012 tarihine yaklaştıkça yenileyici değişiklikler gittikçe daha da büyük bir hızda oluşmaktadırlar. Kadim Mayalar, bu dönüşümün sorumlusunun yakında gerçekleşecek olan Galaktik Merkez’deki hizalanma olduğunu söylemektedirler...” Peki ama M.S. 2012 tarihinde ne olacaktır? Acaba kadim Mayaların henüz yeni, yeni anlamaya başladığımız evrenbilimsel bir bilginin sırrına sahip olmaları mümkün müdür?
Geçmişteki en eski ve en gelişmiş uygarlıkların en güçlüsü ve 2012 yılı için yaptıkları kehanet! Dünyanın en gizemli uygarlığı Mayalar’dan geriye sadece, çözümü onlarca yıl süren yazılı tabletler kaldı. Hiçbir iz bırakmadan tarih sahnesinden silinen bu görkemli uygarlığın izlerini araştıran bilim adamı ve tarihçiler, dünyanın geleceğiyle ilgili önemli ipuçlarına ulaştılar.
Mayalar’ın kriptoyu andıran tabletlerinde dünyanın son çağına gireceği ancak bunun büyük bir tufandan sonra olacağı yazılı. "Uzaylı uygarlık" olarak da tanımlanan Mayalar’a göre dünya bugüne kadar dört çağdan geçti ve her çağın sonunda büyük yıkım yaşandı. Mayalar’ın oluşturduğu takvime bakıldığında da dünyanın yaşayacağı tufan net olarak belli. Mayalar’ın takvimine göre dünya 1 milyon 872 bin günde bir çağ değiştiriyor. Oldukça karışık olan bu takvim bilim adamlarınca ancak yüz yılda çözülebildi
Düşünün ki kendi orbiti var, düşünün ki bir turunu 3661 yılda tamamlıyor, düşünün ki dünya ile güneş arasına giriyor ve varsayın ki bu araya giriş esnasında koca bir tarihi yok edip geçiyor. Nibiru, böyle bir gezegen. Anlatılanlara göre, birçok uygarlığın sonunu getiren gezegen olarak bilinmekte. Ve bilim adamlarına göre, 2012 yılında bu gezegen dünya ile güneş arasına girecek, belki de biz de o toplumlardan biri haline bürüneceğiz, kim bilir.

MARDUK’UN 32 İSMİ

Eski çağlardan itibaren astronomide Planet-X’in pekçok ismi mevcuttur. Sümerler gezegeni "12. Gezegen" veya "Nibiru" (geçen gezegen olarak çevrilebilir) olarak isimlendirmişlerdir. Babilliler ve Mezopotamyalılar 3 isim daha kullanmışlar: "Marduk", "Cennetlerin Kralı" ve "Büyük Cisim". Eski çağ Yahudi’leri yıldızların arasındaki uzun yörüngesi sebebiyle ona "Kanatlı Dünya" demişlerdir. Mısırlılar iki isim kullanmışlar: "Apep" veya "Seth". Yunanlılar "Typhon" ismini koymuşlar ayrıca yazılı olarak çok sık geçen "Nemesis" ismini de kullanmışlardır. Diğer eski uygarlıklar "Göğün Lordu Şiva" ve "Yıkım Tanrısı" ismini kullanmışlar. Eski Çin halkı "Gung-gung", "Büyük Siyah" veya "Kızıl Ejder" ismini kullanmışlar. Finikeliler "Büyük Phoenix", Yahudiler "Yahweh", Mayalar "Göksel Quetzalcoatl" veya "Tzoltze ek’". Nibiru Latince "Lucifer" olarak kullanılmış. İncil’de 8 :10-12 kısmında "Wormwood" olarak geçer. Diğer isimler ise: "Kırmızı veya Mavi Yıldız". Ramala’da "Fiery Messenger" olarak geçer. "Büyük Yıldız" olarak İncil’de sözü edilir. "O’nun Yıldızı" olarak Edgar Cayce değinmiştir. "Büyük Kuyrukluyıldız" ve "Kıyamet Kuyrukluyıldızı" olarak Grail’in mesajında geçer. İlk çağlara ait ingiliz yazılarında "Shipton Anne", "Kızgın Ejder" olarak geçer. Güneş Sistemimizle ilgili en son bilgilere göre "X", "10. Gezegen" olarak isimlendirilmiştir. NASA tarafından "2001 KX76" ismi verilmiş, bu isim daha sonra "Ixion" olarak değiştirilmiştir.

Neler oldu?
1976: Zecheria Sitchin’in 12. Gezegen kitabı piyasaya çıktı.
1979: Zecharia Sitchin’in kitabının piyasaya çıkmasından 3 yıl sonra Amerikan Astronomi Birliği "Planet X" projesini başlattı.
1981: Pluto’nun yörüngesinde saptanan düzensizlikler üzerine 10. gezegenin var olup olmaması üzerine araştırmalar başlatıldı.
1982: NASA resmi olarak 10. gezegenin varlığını kabul etti.
1983: Nibiru, NASA’ya ait IRAS (Infrared Astronomical Satellite) uydusu ile 10. gezegen olarak ilk defa görüldü
1992: Kuiper Kuşağı üzerinde ilk çalışmalar David Jewitt ve Jane Luu tarafından Hawaii Üniversitesinde başlatıldı. O tarihten günümüze değin Kuiper Bölgesinde 400 kadar nesne saptandı.
1998: 1970’li yılların başında gönderilen uzay araçlarının uzaklaşma hızlarındaki azalmalar dikkat çekti (Pioneer 10, Pioneer 11). 90’lı yılların başında bunun nedeni anlaşılamadı. Bu sene ise bunun 2001 KX76’nın çekim gücünden kaynaklandığı öne sürülüyor.
2000: NEOS (Near Earth Objects) projesi kapsamında 2001 KX76 dahil olmak üzere dünya yaşamını tehlikeye sokabilecek olası cisimler üzerinde çalışmalar başlatıldı.
Şubat 2001: Kuiper Kuşağı çevresinde dolanan CR105 isimli kuyrukluyıldızın yörüngesindeki belirgin düzensizlikler üzerinde çalışmalar başlatıldı. Düzensizliklere orada büyük bir gezegenin sebep olacağı sonucuna varıldı.
4 Nisan 2001: Gezegen, Arizona Lowell Gözlem Merkezince 2001 KX76 olarak Robert Millis ve arkadaşları tarafından resmi olarak kataloglandı.
7 Ocak 2001: İsviçre’deki Neuchatel gözlem evinde de gözlendi. Bilimadamları keşiflerini basına duyurduktan bir hafta sonra haberin asılsız olduğunu belirttiler.
11 Nisan 2001: National Optical Astronomy Observatory (NOAO) tarafından 10. gezegen, Trans Neptunian Object (TNO) 28976 = 2001 KX76 olarak onaylandı.
23 Ağustos 2001: ESO 2001 KX76’nın Ceres’ten daha büyük olduğunu duyurdu.
2001: Deep Ecliptic Survey isimli proje kapsamında Nibiru’nun ilk dijital resimleri çekildi (Tucson yakınlarındaki (AZ) Kitt Peak Ulusal Gözlemevi ve Şili’deki Cerro Tololo Inter-American Gözlemevi).
2001: Nibiru’nun albedosu, rengi ve diğer özellikleri 6.5-metrelik Magellan Teleskopu ile Las Campanas’taki gözlemevinde (Şili) saptandı (Magellan Instant Camera (MagIC).
2003: 10. Gezegenin yaklaşmasının etkisiyle dünyanın her tarafında çeşitli büyüklüklerde depremler olmaya başladı. Can kaybına yol açmayan hafif depremlerin sayıları artmaya başladı.
2003: 1980’li yılların ortalarından itibaren meydana gelen Güneş’teki anormallikler sebebi anlaşılamamıştı. Nibiru’nun etkisi ile Güneş’teki değişiklikler dünyadaki tüm güneş gözlemevlerinde ve uzaydaki SOHO uydusu ile incelenmeye başlandı.
17 Nisan 2003: 2001 KX76’nin ismi “Ixion” olarak değiştirildi.
15 Mart 2004: NASA, Kuiper kuşağında yeni bir büyük cisim saptadığını duyurdu. 2003 VB16 olarak kataloglanan bu yeni cisme SEDNA ismi verildi.
6 Eylül 2006: 2003 UB313 (Önce Xena sonra Eris ismi verildi) Güneş’ten 97 Astronomik birim uzaklıkta 10. gezegen adayı olarak keşfedildi ve kataloglandı Mayalar şaşırtıcı bir astronomi bilgisine sahip bir medeniyetti. Sadece Güneş, Ay ve Mars gibi bugün amatör gözlemcilerin dahi gözlemleyebildiği yakın cisimlerle değil, neredeyse bütün uzak yıldızları, yıldız gruplarını ve bunların hareketlerini gözlemlemişlerdi. Hatta bu gözlemleri sayesinde bir yılı bizim bugün süper bilgisayarlarla hesapladığımız süreden milyonda bir hata payı ile hesaplamışlardı. Zamanı ölçmede hassas hesaplara ulaşmak için döngülerden ve iki ayrı takvimden yararlanmışlardı. Bunların ilki, “kutsal takvim” olarak bilinen ve 20’şer günlük 13 aydan oluşan “Tzolkin” (Gün Sayımı) denen döngüdür. Bu döngü, 13 rakam ve 20 ismin oluşturduğu kombinasyon’ları içerir ve 260 günlük sürecin bitiş günü “13 Ahau”dur. “Haab” adını taşıyan bir ikinci takvim, bugün bizim kullandığımız güneş takviminin çok benzeridir ve yine 20’şer günlük 18 aydan oluşur. “Uinal” olarak adlandırılan bu 20 günlük ayların toplamı 360 gün yapar ve Maya zaman ölçümünde buna “tun” adı verilir. Normal güneş yılı için gerekli olan 5 artık gün, 5 tanrının adıyla “tun”a eklenir (aynı Mısır ve Sümer’de olduğu gibi!) Her iki döngünün gün sayıları ancak 52 güneş yılı sonra eşitlenir. Tzolkin ile Haab’ın bitişleri aynı güne denk gelir yani, Tzolkin’e göre 13 Ahau gününde, Haab da sona ermiştir. Ve diğer döngüleri şu şekildedir:

GÜN SAYIM İSMİ

1 Kin
20 Uinal
360 Tun
7200 Katun
144000 Baktun

İşte Mayaların efsanevi “Long Count” yani “Uzun Sayım” dedikleri süreç, 13 Baktun’a eşittir (1.872.000 gün = 5125,36 güneş yılı) Maya tarihinde “başlangıcı” olarak belirlenmiş noktayı bilmezsek, yukarıdaki hesabı yapamayız. Bizim takvim sistemimize göre bu an, İsa’nın doğduğu varsayılan yıldır. Gregoryen takvimimizde biz bu yılı “0” olarak kabul eder ve öncesini, sonrasını buna göre hesaplarız. Mayalarda da bu tarihin başlangıcı 0.0.0.0.0 günü olmalıdır; yani her şeyin başlangıç noktası Arkeolojik bulgular ve Karbon-14 yöntemi yardımıyla yapım tarihi bizim takvimimize göre büyük bir kesinlikle belirlenen birkaç tapınakta (İzapa, Chichen Itza ve Monte Alban’da) Maya rahiplerinin, yapılış tarihini belgeleyen Uzun Sayım tarihleri de bulunmuş ve yanılma payıyla birlikte Milattan Önce 11 Ağustos 3114 tarihi 0.0.0.0.0 noktası olarak tespit eidlmiştir. Ve buna göre 13.0.0.0.0 tarihi 21 Aralık 2012 gününe denk gelmektedir.

GÜNÜN ÖZELLİĞİ NEDİR?

Maya takviminin 21 Aralık 2012’de bitmesinde ne var diye soruyor olabilirsiniz. Aslında bu tarih tespit edildikten sonra araştırmacılarında kafasına takılan soru buydu. Ve ilk akla gelende, astronomide bu kadar ileri bir toplumun bu tarihide bir astronomik oluşumla ilişkilendirmiş olma olasılığıydı. Bu yönde yapılan araştırmalar bu fikrin doğru olduğunu ortaya koydu.
Bilindiği gibi 21 Aralık tarihi yılın en kısa günüdür. John Major Jenkins, 21 Aralık 2012’de gökyüzünde oluşan astronomik konumların, oldukça sıradışı birleşmelere işaret ediyor. Bunların en önemlisi, gezegenlerin ve Ay’ın üzerinde hareket ettiği, “Ekliptik” olarak adlandırdığımız “tutulum çemberi”nin, tam 21 Aralık günü Samanyolu’nun dünyadan görülen ekvatoral çizgisiyle kesişmesi. Bu kesişmenin, modern astronomik ölçümlere göre "galaksimizin merkezi” olduğu belirlenen noktada (süper kara deliklerden biri olduğu düşünülüyor.) gerçekleşmesi, bu tarihi daha da ilginç kılıyor. Ama daha ilginci, 21 Aralık günü Güneş’in de tam “gündönümü” sırasında bu noktayla aynı hizaya gelmesi. Astronomik deyişle “Gündönümü Güneşi”, Ekliptik ile Samanyolu kuşağının “galaksi merkezi” olduğu belirlenen noktayla aynı hizada kesiştiği koordinata yerleşiyor. Bu birleşim, Mayalara göre, “Güneşler” olarak adlandırdıkları devrelerin beşincisinin noktalandığı anı belirlemekte. Maya kozmogonisine göre, dünyanın geçmişi, 13 Baktun’luk (aşağı yukarı 5125 yıl) devrelerden oluşur ve bunların her birinin bitimi, dünya için radikal değişimler ve büyük yenilikler içerir. İçinde bulunduğumuz devre, Mayalara göre beşinci ve son devredir ve 13.0.0.0.0 tarihinde son bulacaktır. Bizim takvimimize göre sözü edilen bu tarih, 21 Aralık 2012’ye denk gelmektedir.
Aslında tek önemli tarih 21 Aralık değil 2012 yılı için. Mayaların astronomi birikimlerin de, Boğa takımyıldızındaki Pleiades grubunun ayrı bir önemi var. G Bu yıldız grubunun gökyüzünün tepe noktasından (“Zenith” noktası) geçişi, Mayalar için önemli bir olaydı ve genellikle Tzolkin ile Haab’ın son günlerinin çakıştığı 52 yıllık dönemin sonunda yaşandığı için de fazlasıyla önemsenirdi. Monte Alban’dan İzapa’ya dek birçok kentte, gökyüzünün tepe noktasını gözlemlemek için hizalanmış şaftlara sahip yapılar bulunmuştur. Bu gözlem noktalarında başını yukarı kaldırıp belli bir anda daracık şafttan gökyüzüne bakan gözlemci, yalnızca Zenith noktasını görürdü. Meksika’nın güneyinde, İzapa’nın bulunduğu paralel üzerinde Güneş – Pleiades buluşması, presesyon etkisinden bağımsız olarak her yıl, ilkbahar ekinoksundan 61 gün sonra gerçekleşir. Günümüzde bu tarih, Güneş’in Boğa Burcu’na girdiği 20 Mayıs tarihine denk gelmektedir. Bu buluşma Zenith’te gerçekleşirse? Mayıs 2000’deki gezegen dizilimini hatırlayacaksınız. Ama ondan çok daha önemli bir şeyi çoğunluğumuz bilmiyoruz Mayalarca önemli olduğu yeterince vurgulanan gün, Güneş – Pleiades – Zenith buluşmasıdır ve bu astronomik olayın gerçekleşme tarihi de 20 Mayıs 2000’dir. Mayalar, 13 Baktun’un hemen öncesine denk gelen bu astronomik buluşmayı, bir sürecin başlangıcını işaretlemek için kullanmışlardı Ünlü Kukulkan piramidinin tepesinde, doğrudan Zenith’e yöneltilmiş, çıngıraklı yılan kuyruğu biçiminde bir sütun yer alır. Çıngıraklı yılanın kuyruğundaki “çıngırak” işaretleri, Maya kültüründe Pleiades’in simgesidir. Çıngırağın biraz aşağısında, “Ahau yüzü” olarak adlandırılan bir kabartma vardır ve bu da, Güneş’i simgelemektedir. Bir bütün olarak Kukulkan piramidinin tepesindeki şekil, Güneş – Pleiades – Zenith buluşmasına işaret etmektedir
Görüş birliği içinde işaret edilen şu ki, Hint geleneğinin Kali Yuga (Karanlık/Cehalet Çağ) olarak adlandırdığı devirden çıkmak üzereyiz ve tüm yalanların meydana çıkıp geçmişte kalacağı Satya Yuganın (Gerçeğin Çağı) eşiğindeyiz. Bu iki Yugayı bağlayan Yugaya, Krita Yuga (Geçiş Çağı) deniyor.

Bu, öyle görünüyor ki, Batılı astrolojik perspektifte, Balık Burcu Çağından Kova Burcu Çağına geçişimizle ilgili yoruma tekabül ediyor. Kova Burcu Çağının başlangıcı bize ruhani uyanıştan, tek, tek her insanın, kendi ruhsal benliğinin farkındalığı ile mükelleşmesinden dem vurur. Yeniden doğuş ve dünyada fevkalade bir ruhsal gelişme dönemi. Bütün bunlar, çok daha fazla neşenin ve pozitifliğin var olacağı bir dönemi müjdeliyor.

Yine, Hıristiyan geleneğinde genel olarak kabul edilen, Milenyumun 2000 yılı civarında başlayacağı fikridir. ABD, Webster 9. Collegiate Sözlüğü 1983 baskısında Milenyumun tanımı şöyle geçer “Vahiyler Kitabı 20. Bölümde bahsedilmiş olan Kutsal’ın hakim olacağı Binyıl. Büyük saadet ya da insanın mükemmelliği devri”.

İslam geleneğinde, Kuran-ı Kerim ve Hadislerde gelecekteki Kıyamet (Ahir Zaman) olarak bilinen yargı ve diriliş zamanından bahseden bir çok örnek vardır. Peygamber’in hadislerinde bu dönemin 1400 yıl (Hicri Takvim) sonra geleceği işaret edilmiştir. Bu da, görüleceği gibi ufuktaki Milenyum ve 21. yüzyıla rastlamaktadır.
Budistlere göre, simgesel zaman çarkı, Dharma Tekerleğinin Lord Buddha’nın zuhurundan beri ilk kez 2500 yıl sonra dönmeye başlayacağı ile ilgili birtakım beklentiler vardır. Gautama Buddha, öğretilerinde tekerleğin her dönüşümünün yeni bir başlangıca ya da insanlığın yeniden doğuşuna işaret ettiğini açıkça aktarmıştır.
Kudüs’lü şövalye John’un (11.yy) Kehanetler Kitabı şunları aktarır: “Bu Binyıldan sonra gelecek Binyıl aydınlık bir devire dönüşecek. İnsanlar sevecek ve paylaşacak ve hayal edecekler ve hayaller gerçek olacak.” Ve devamında şunu ekler “İnsanlar, her bireyin ufak bir parçasını oluşturacağı, tek büyük bir vücut olacak. Beraberce tek bir yürek olacaklar ve tek bir dil konuşacaklar”. “İnsanlar, cennete erişmiş olacaklar”. “İnsan her şeyin Ruhunu bilecek.” “İnsanlar ikinci kez doğacaklar ve Ruh içlerine girecek.”
Muhtemelen, Kadim Roma Dönemi gizli kehanetleri de (Sibylline Oracles) geleceğin ne getirebileceğine dair kolektif vizyona katkıda bulunmuştur. Örneğin, “Ahlaksızlık dünyayı terk edecek ve kutsal okyanusun diplerine batacak”.

William Blake (1757-1827) ‘Cennet ve Cehennemin Evliliği’ yapıtında Musevi geleneğinden söz eder. 14.Bölüm şöyle devam eder; Altı bin yılsonun da dünya’nın ateşe düşürülüp, yok edileceğine dair, çok eski geleneksel rivayet doğrudur. Melek yanan kılıcı ile yaşam ağacındaki korumasını bırakması emrini aldığı ve bunu yaptığı zaman yaratılan her şey yok olacak ve şimdi sınırlı ve yoz görünen, sonsuz ve kutsal olarak tezahür edecek. Eğer algı kapılarını temizlersek her şey insana, gerçekte olduğu gibi, sonsuz görünecektir. İnsan kendi içine öyle kapanmış ki her şeyi kendi mağarasının dar yarığından görüyor.
İbrani folkloründe adları’ nefilim’,eski mısırda ‘nefer’,Sümer’ lerde‘Annunakiler’ Tevrat’da ‘Elhomiler’ olarak adlandırılıyorlar. Sümer ilk kez adlarının duyulduğu yer. Sümer sözcüğü aynı zamanda gözcülerin ülkesi anlamına gelir. Bütün bu kültürlerde ortak olan ve ‘GÖZCÜ’ olarak nitelenen bu Sıra dışı varlıklar birer mit mi? yoksa gerçek mi? Gözcüler neyi ve kimi gözlüyorlar.
Hava, Su, Ateş, Toprak bu dört elementin gizemi ne…Bunların, dört büyük inşaatçı,dört büyük mimar,dört büyük geometri ustası,dört büyük Melek eşleşmesindeki Ezoterik sır’ı nedir?

 

Hazırlayan

Ali NEŞELİ

 


 

Altınçağ - 2012
  Altınçağ - 2012
  Altınçağ Hakkındaki Hadisler
DUYURU PANOSU
Site İçi Arama
   

ALTINÇAĞ
Altınçağ - 2012
Batık Kıta - MU
Kayıp Kıta - Atlantis
Marduk - 2012
Maya Medeniyeti
Foton Kuşağı - 2012
Ezoterizm
Kıyamet Alametleri